Okuyucularıma;
Öncelikle size kaynakçamı anlatmak istiyorum. Ben bu bilgilerin çoğunu ansiklopedilerimden buluyor ve yazıyorum fakat az bir kısmı ise internetten. Bunu açıklamamdaki bir amaçta madem internetten buluyorsun o zaman tekrar bize niye yazıyorsun? Tekrar senin yazılarını neden okuyalım ki? diye yönelttiğiniz soruyu cevaplamak.
Ben okulda seçmeli ders olarak bilim uygulamaları dersine giriyorum. Bu derste her haftada bir kez bilimsel bir araştırma yapıyoruz. E her öğrenci gibi bende birazcık üşengecim. Gerçi buna tam anlamıyla üşengeçlik denmez de. Uzun uzun ayrıntılı bir araştırma yapıp sınıfta arkadaşlarıma sıkmak yerine bu araştırmaları en sade haline indirgeyip en işe yarar halini anlatıyorum. Yani buraya da en özünü yazıyorum bence bütün öğrencilerin istediği de bu. Sözün kısası diğer internet sitelerinde bulacağınız işe yaramaz yazılar yerine bloğumda en anlamlı, en kısa ama ilgili konu hakkında önemli olan araştırma yazısını bulabilirsiniz...
:)...:)...:)
Bilimsel Beyin
11 Mart 2017 Cumartesi
EVRİM TEORİSİ (DARWİNİZM)
EVRİM TEORİSİ (DARWİNİZM)
Evrim biyolojide canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanma sürecidir. Bazen dünyanın evrimi, evrenin evrimi ya da kimyasal evrim gibi kavramlardan ayırmak amacıyla organik evrim ya ada biyolojik evrim olarak da adlandırılır. Evrim modern biyolojinin temel taşıdır. Bu teoriye göre bitkiler, hayvanlar ve dünyadaki diğer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaşamış türlere dayanır ve ayırt edilebilir farklılıklar, başarılı nesillerde meydana gelmiş genetik değişikliklerin bir sonucudur.
Dünya’daki canlı türlerinden sadece 2 milyon kadarı tanımlanabilmiş ve sınıflandırılmıstır. Bazı tahminlere göre dünya üzerinde hala tanımlanmamış ve sınıflandırılmamış 10 ila 30 milyon arasında canlı türü vardır. Bir milimetrenin binde birinden daha minik bakteriler olduğu gibi, yerden yüksekliği 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan servi ağaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri cüsse biçim ve yaşayış biçimi açısından çok büyük farklılıklar gösterir. Sıcak su kaynaklarında kaynama sıcaklığında yaşayan bakteriler olduğu gibi Antartika’da buzullarda yada tuz göllerinde -23 dereceye varan sıcaklıklarda yaşayan algler ve bakteriler vardır. Aynı şekilde karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaşayan devasa boru kurtçukları olduğu gibi Everest Dağı’nın yamaçlarında 6000 metre yükseklikte yaşayan hezaren çiçekleri ve örümcekler de vardır.
Neredeyse sınırsız sayıdaki bu çeşitli yaşam biçimleri evrimsel sürecin bir sonucudur. Tüm canlılar ortak atalardan geldikleri için akrabadır. Yani bu teoriden dünya üzerindeki canlıların 600 milyon yıl önce yaşamış canlıların evrimleşip farklı türler oluşturması gibi bir yargı çıkarılabilir. Evrim biyoloji biliminin yanı sıra koruma biyolojis, gelişim biyolojisi, ekoloji, fizyoloji, paleontoloji ve tıp gibi bilim dallarınca da başvurulan ve çokça öğretilen bir bilimdir
İnsanlık tarihi boyunca değişik kültürler insanın, diğer canlıların ve evrenin kökenini çeşitli şekillerde açıklamaya çalışmış buda farklı yaratılış mitlerine yol açmıştır. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da canlıların ortaya çıkışı bir yaratıcının tüm evreni yoktan var etmesiyle açıklanır. İlk Hristiyan din adamlarından Nenizili Gregor ve Augustinus, tüm canlıların tanrı tarafından yaratılmadığını bir kısmının sonradan tanrının yarattıklarından gelişerek oluştuğunu öne sürmüştür. Bu iddiayı hareket geçiren güdü ise biyolojik değil dinidir. Bu din adamları tüm canlı türlerinin Tufan esnasında Nuh’un gemisine sığamayacağını, bu nedenle bir kısmının sonradan ortaya çıkmış olabileceğini düşünüyorlardı.
Antik Yunan filozofları kendi yaratılış mitlerini oluşturmuşlardır. Anaksimandros hayvanların şekil değiştirebildiğini ileri sürmüştür. Empedocles, hayvanların, kendilerinden önceki hayvanların birleşiminden oluştuklarını ileri sürmüştür.
Abbasilerde yaşamış, bir Arap olan El-Cahiz’in de yazdığı ‘Hayvanlar’ adlı kitabında hayvanların evrim geçirdiği söylenmiştir. Bir olgunun ortaya çıkışında bileşenlerin değişime uğramaları ile ilgili süreç tanımının felsefi açıdan ‘evrim’ kelimesi ile belirginleşmesi çok eskiye dayanır. Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ adlı eserinde yer alan ‘evrimsel hayat ağacı’, canlı evrimini anlatımında kullandığı mitolojik bir simgedir ve pek çok inançta yer alır. Herhangi bir ‘sağlam ve doğru’ biyolojik bir altyapısı olmasada, Aristoteles’ten Konfüçyüs’e kadar birçok önemli isim evrim kavramı konusunda okumuş, yazmıştır. Aynı zamanda evrim konusunda İbn-i Sina ve İbn-i Haldun’un da teorileri vardır.
Darwin’in bu teorisi 3 ana temel üzerine oturmuştur.
--Bir canlı popülasyonunda çeşitli karakteristikler mevcuttur ve bu değişken karakteristikler popülasyondaki bireyler tarafından yeni doğanlara aktarılır.
--Canlılar ölenlerin yerine geçecek sayıdan daha fazla yavrularlar.
--Ortalamada popülasyon rakamları genelde sabit kalır, hiçbir popülasyon sonsuza kadar büyüme göstermez.
TÜRLERİN KÖKENİ
| (Yaşam Mücadelesinde Avantajlı Irklar Ve Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni Üzerine) |
30 yıldan daha fazla bir süre, Darwin düşünceleri için delil topladı. 1858’e kadar fikirlerini yayımlamaktan kaçındı. Fakat 1858’de, Alfred Russel Wallace, Darwin’e Darwin’in düşüncelerine çok benzer bir evrim teorisini mektupla yollayınca, Darwin düşüncelerini kamuya sunmaya karar verdi. Daha sonra Darwin ve Wallace evrim teorisi ve doğal seçilim üzerine beraberince bir tez yazıp yayımladılar. Yine de, özellikle 1859’ da yayımladığı ‘YAŞAM MÜCADELESİNDE DOĞAL SEÇİLİM VEYA AVANTAJLI IRKLARIN MUHAFAZASI YOLUYLA TÜRLERİN KÖKENİ ÜZERİNE’ adlı ünlü kitabı sayesinde Darwin’in adı Wallace’den çok daha fazla duyuldu. Darwin’in bu kitabı daha sonra biyoloji tarihinin en etkili ve önemli kitaplarından olmuştur. 1930’lar ve sonrasında, neredeyse bir asır önce Gregor Mendel tarafından ortaya konmuş kalıtım kuramı, moleküler biyolojinin kalıtımın moleküler temellerine dair sağladığı bilgi ve Darwin’in kuramının bütünleştirilmesiyle evrim kuramı modern halini aldı. Güncel bakış açısıyla evrim, bir gen havuzu içinde bir nesilden diğerine belli bir karakterin oluşmasında etkili olan allelerden birinin sıklığının değişmesi olarak tanımlanabilir. Doğal seçilim, genetik özelliklerin üremeye katkısı, ve popülasyon yapısı bu değişime etki eden faktörlerdir. Bu güncellenmiş evrim teorisinin adı ‘Sentetik Evrim Kuramı’dır. Sentetik evrim kuramının bugünkü bilimsel değeri hakkında kurumsal biyoloji uzmanı Thedosius Dobzhanzsky şöyle demiştir:
‘Evrimin ışığıyla aydınlatılmadıkça, biyolojide hiçbir şey bir anlam ifade etmez’
Geçmişten günümüze evrim teorisi hakkında çalışma yapan bilim insanları;
--ANDREAS VESALİUS
--WİLLİAM HARVEY
--NİCOLA STENO
--CARL LİNNAEUS
--COMTE DE BUFFON
--THOMAS MALTHUS
--GEORGES CUVİER
--JEAN BAPTİSTE LAMARCK
--CHARLES DARWİN
--GREGOR MENDEL
--FİSHER HALDANE
--WRİGHT
--THEODOSİUS DOBZHANZSKY
--ERNST MAYR
--JULİAN HUXLEY
--ALFRED RUSSEL WALLACE
İZAFİYET TEORİSİ (ÖZEL GÖRELİLİK)
İZAFİYET TEORİSİ - ÖZEL GÖRELİLİK
1-Einstein’in doğruluğu kanıtlanan ilk varsayımı ışığı gözlemleyenlerin hızına veya ışığın kendi haraketinin hızına bakılmaksızın, ışık hızı her gözlemci için aynıdır.
2-Ve ikinci varsayım ister hareket eden ister sabit bir zemin üzerinde olun fizik kuralları hiçbir şekilde değişme göstermez.
Yapılan tüm deneyler bu iki varsayımında doğruluğunu kanıtlamış durumdadır.
Birde bu iki varsayımın doğurduğu sonuçlar var; zamanın yavaşlaması.
Einstein’in bu savlarını dikkate aldığımızda çok ürkütücü bir fenomen ile karşılaşıyoruz: Eğer çok hızlı bir şekilde hareket ederseniz veya yerçekimi dünyadan daha güçlü başka bir gezegene yerleşirseniz, zaman sizin için diğer insanlara göre daha yavaş akmaya başlar. Mesela kolunuzdaki saat daha yavaş ilerleyecek. Yalnız kolunuzdaki saat de değil size ve çevrenize ait olan herşey yavaşlayacak. İlginçtir ki siz bunu farketmeyeceksiniz. Çünkü beyninizdeki düşünce üreten nörosinaptik hücreler daha yavaş bir hızla çalışacak. Yani zamanın sizin için yavaşlaması sizin tarafınızdan hiçbir şekilde farkedilmeyecek fakat sizi gözlemleyen herkes tarafından farkedilecektir. Bu durum bizi ünlü ikizler paradoksuna götürüyor.
Aynı günde doğmuş, aynı yaşta olan ikiz kardeşlerimizi düşünelim. Şuana kadar zamanları aynı hızda ilerlemiş aynı hızda yaşlanmışlar. Kardeşlerden birini bir uzay aracına bindirelim ve ışık hızının %90’ı bir hızla uzaya gönderelim. Diğer kardeş dünyada kalsın ve kardeşinin dönmesini beklesin. Uzaya giden kardeş kendi saati ile 5 yıl seyahat ettikten sonra dünyaya geri dönsün. Uzaya giden kardeş dünyaya geri döndüğünde iki kardeşin yaşlanma durumunda bir farklılık gözlemlenebilecek mi? EVET. Uzaya gönderdiğimiz kardeşin saati dünya saatinin sadece %44 ü hızında işlemiş olacaktır. Yani dünyada geçen her 100 saniyede uzaya giden kardeş için 44 saniye geçmiş olacaktır. Sonuç olarak uzaya giden kardeş ikizine göre daha az yaşlanmış olacaktır. Peki ya uzaya giden kardeşin aracının hızını biraz daha arttırırsak; örneğin uzay aracının hızını ışık hızının %99 u bir hızla uzaya gönderirsek, o zaman sonuç ne olur? Böyle bir durumda uzaya giden kardeşin saati dünya saatinin %14 ü hızında işler. Yani uzaya giden kardeş bu hızla 7 yıl seyahat ederse, dünyaya geri döndüğünde ikiz kardeşini tam 50 yıl yaşlanmış olarak bulacaktır. Peki ya ışık hızının %99.9 u bir hızla seyahat edilirse ne olur? Bu durumda da uzaya giden kardeşin saati dünya saatinin %4.5 i hızında işler ve uzaya giden kardeş 5 yıl sonra dünyaya döndüğünde ikiz kardeşini 110 yıl yaşlanmış olarak bulacaktır.
Peki tüm bunların anlamı ne? İkizler paradoksu olarak bilinen bu durum aslında yalnızca klasik fizikçiler için bir paradoksdur. Einstein’e göre bu durumun bir paradoks olmakla uzaktan yakından alakası yok. Onun bir devrim niteliği taşıyan İzafiyet Teorisine göre, eğer ışık hızının herkes için aynı olduğunu ve fizik kurallarının herkes için asla değişmediğini varsayarsak, ikiz kardeşlerin durumu içinde yaşadığımız evrenin en temel özelliklerinden bir tanesidir.
EPİLEPSİ (SARA)
-Epilepsi Nedir?
Epilepsi beyin içinde bulunan sinir hücrelerinin olağan dışı elektro-kimyasal elektrik dalgaları salgılamasıdır. İnsan beyni zaten normal olarak çalıştığı sürece elektrik dalgaları salgılar. Ama bir epilepsi hastasının beyni anormal elektrik dalgaları salgılar. Sıklıkla geçici bilinç kaybına neden olur.
Epilepsi dendiğinde ilk akla gelen şeylerden biride hastanın geçirdiği nöbetlerdir. Epilepsi nöbetleri farklı şekillerde ortaya çıkar. Bazı nöbetlerden önce korku gibi olağan dışı algılamalar ortaya çıkarken. bazı nöbetlerde kişi yere düşebilir, bazı nöbetlerde ağzı köpürebilir fakat bu durumlar ciddi epilepsilerde görülür.
-Epilepsi Çeşitleri
9 tane epilepsi türü vardır;
+İyi Huylu Rolandik Epilepsi: Epilepsi türleri arasında en sık görülen çocukluk çağı epilepsi türlerinden biridir. İyi huylu rolandik epilepsi genellikle ilkokul dönemlerinde görülür ve ergenlik çağının atlatılmasıyla birlikte hastalıkta atlatılır. Bu epilepsi türünde hasta hafif nöbetler, geceleri uykusundan uyanıp konuşamama, ağzından salya gelmesi ve dudağın bir tarafa doğru eğilmesi gibi durumlar yaşamaktadır .Ayrıca bazı hastalarda şuur kaybı ya da tüm vücudu saran değişik büyük dereceli etkiler de görülebilmektedir.
+İyi Huylu Oksipital Lob Epilepsisi: Epilepsi çeşitleri arasında yine çocukluk çağlarında görülen, geç ve erken türleri bulunan bir türdür. Hastanın bakışlarında uzun süre bir noktaya odaklanma, görsel bozukluk yaşama, mide bulantısı, kusma ve nöbetler sonrası yaşanan baş ağrıları şikayetleri bulunmaktadır. Bu epilepsi türü de iyi huylu rolandik epilepsi gibi ergenlik dönemi sonrasında atlatılabilmektedir.
-Belirtileri
Epilepsi nöbetleri, 2-3 saniyelik boş ve dalgın bakışlar ve bu esnada çevreden bihaber olmak, baş ağrıları ve baş dönmeleri, sıklıkla görülen geçici kısa süreli bilinç kayıpları ve sürekli olarak görülen göz kası seğirmeleri epilepsi hastalığının belirtileridir. Bu belirtileri kendinde gözlemleyen kişini nöroloji alanında bir kontrolen geçmesi gerekmektedir.
-Teşhis
Epilepsi teşhisi klinik bir teşhistir. Doktorunuz epilepsiyi hikaye, fiziksel muayene, EEG ve beyin görüntüleme çalışmalarına bağlı olarak teşhis edecektir.
EEG elektriksel beyin dalgalarını ölçen en fazla 1 saat süren bir testtir. Baş kısmına, saç derisine ve kulak memesine bağlanan kablolar beynin elektrik dalgalarını bağlı olduğu bilgisayarda gösterir.
-Hastalık süreci ve tedavi
İyi huylu epilepsinin bile en az 4 yıllık bir tedavi süreci vardır. Yani kötü huylu daha çok yetişkinlerde görülen epilepsiler çok uzun bir tedavi sürecinde olur. Bu süreçte bir kaç aylık belirli aralıklarla EEG yapılır. Kişinin epilepsisine göre doktor tarafından bir ilaç seçilir ve kişinin hastalığının gidişatına göre zaman zaman bu ilacın dozunda artma veya azalmalar yapılabilir.
-Epilepsi hastalığı ruh sağlığını veya akıl sağlığını olumsuz yönde etkileyen, zeka geriliğine yol açan bir hastalık değildir. Bazı hastalarda ise tam tersi şekilde fazla zeka görülebilir.
Epilepsi dendiğinde ilk akla gelen şeylerden biride hastanın geçirdiği nöbetlerdir. Epilepsi nöbetleri farklı şekillerde ortaya çıkar. Bazı nöbetlerden önce korku gibi olağan dışı algılamalar ortaya çıkarken. bazı nöbetlerde kişi yere düşebilir, bazı nöbetlerde ağzı köpürebilir fakat bu durumlar ciddi epilepsilerde görülür.
-Epilepsi Çeşitleri
9 tane epilepsi türü vardır;
+İyi Huylu Rolandik Epilepsi: Epilepsi türleri arasında en sık görülen çocukluk çağı epilepsi türlerinden biridir. İyi huylu rolandik epilepsi genellikle ilkokul dönemlerinde görülür ve ergenlik çağının atlatılmasıyla birlikte hastalıkta atlatılır. Bu epilepsi türünde hasta hafif nöbetler, geceleri uykusundan uyanıp konuşamama, ağzından salya gelmesi ve dudağın bir tarafa doğru eğilmesi gibi durumlar yaşamaktadır .Ayrıca bazı hastalarda şuur kaybı ya da tüm vücudu saran değişik büyük dereceli etkiler de görülebilmektedir.
+İyi Huylu Oksipital Lob Epilepsisi: Epilepsi çeşitleri arasında yine çocukluk çağlarında görülen, geç ve erken türleri bulunan bir türdür. Hastanın bakışlarında uzun süre bir noktaya odaklanma, görsel bozukluk yaşama, mide bulantısı, kusma ve nöbetler sonrası yaşanan baş ağrıları şikayetleri bulunmaktadır. Bu epilepsi türü de iyi huylu rolandik epilepsi gibi ergenlik dönemi sonrasında atlatılabilmektedir.
+Temporal Lob Epilepsisi: Bu epilepsi türüne verilen isim hastada oluşan nöbetlerin beynin şakak bölgesinde çıkmasından dolayı oluşmuştur. Daha çok yetişkin kişilerde görülen bir epilepsi türüdür. Tuhaf davranışlar, şuur kayıpları ve hastanın bazı tuhaf durumları hatırlaması gibi etkileri bulunmaktadır.
+Çocukluk Çağı Absans Epilepsisi: Genel olarak ilkokul dönemlerinde başlayan bu epilepsi türünde, yaklaşık 5 saniye ile 1 dakika kadar süren dalgınlıklar meydana gelmektedir. Hasta o anda ilgilenmekte olduğu şeyden alakasını kesmekte ve gözlerde kayma olabilmektedir. Bazı çocuklarda büyük nöbetler de görülebilmektedir ve bu tür epilepsi de ergenlik çağı ile birlikte atlatılabilmektedir.
+Juvenil Myoklonik Epilepsi: Ergenlik dönemlerinde görülen bu epilepsi türünde hastada sabah saatlerinde ani irkilmeler meydana gelebilmektedir. Bu nöbetler sırasında elinde bir şey bulunan çocuk elindekini düşürebilir, hatta bazı çocuklarda görülen nöbetler daha büyük nitelikte de olabilir. Uzun süre bir tedavi gerektirir ve tedavi sonucunda genellikle iyileşme görülmektedir.
+Frontal Lob Epilepsisi: Beynin frontal lob adı verilen ön bölgesinde meydana gelen nöbetlerden dolayı bu ismi alan epilepsi çeşitlerindendir. Bu türde farklı nöbetler görülebilmektedir ve nöbetler ani bir şekilde kendini göstermektedir.
+İyi Huylu Ailesel Bebeklik Çağı Epilepsisi: Bu epilepsi türü yeni doğumlarda ya da bebeklik aylarında meydana gelmektedir. Bebeğin ailesinde böyle bir durum olması, hastalığın genetik olarak çocukta da görülmesini etkilemektedir. Fark edildiği andan itibaren uygulanan kısa bir tedavi ile hastalığın ortadan kaldırılması mümkündür.
+Işığa Duyarlılık Gösteren Fotokonvulsif Epilepsi: Bu türde epilepsi ışığa karşı duyarlılık göstermektedir. Eğer epilepsi hastada nöbetlere neden olmuyorsa, tv izlerken, bilgisayar başındayken, güneş ışığı yoğunken gerekli önlemlerin alınması ile önlenme imkanı vardır. Bu epilepsi çok nadir görülen bir durum olmasıyla nedeniyle her epilepsi hastasında ışığa duyarlılık görülmemektedir.
+İnfantil Spazm: 1 yaş öncesi dönemlerde görülen bebeklik çağında meydana gelen bir epilepsi türüdür. Hastanın tüm vücudunda öne ya da arkaya doğru kasılmalar gerçekleşmesi biçiminde nöbetler olmaktadır. Hastada görülen kasılmalar ardı ardına tekrar etmektedir. Beyin hasarları sonucu ya da metabolik sorunlar yaşanması ile bu nöbetler ortaya çıkmaktadır. Hastada oluşan nöbetlerin nedeni bulunamadığı zaman bu duruma ''WEST SENDROMU'' adı verilmektedir. Hastalarda ACTH iğne tedavisi ile hastalık ilerlemeden kontrole alma yoluna gidilebilir. Hızlı kasılmalar ve şiddetli bir biçimde şimşek çarpmasına benzeyen değişik kasılmalar halinde kendini göstermektedir.
-Belirtileri
Epilepsi nöbetleri, 2-3 saniyelik boş ve dalgın bakışlar ve bu esnada çevreden bihaber olmak, baş ağrıları ve baş dönmeleri, sıklıkla görülen geçici kısa süreli bilinç kayıpları ve sürekli olarak görülen göz kası seğirmeleri epilepsi hastalığının belirtileridir. Bu belirtileri kendinde gözlemleyen kişini nöroloji alanında bir kontrolen geçmesi gerekmektedir.
Bir EEG raporu örneği
|
Epilepsi teşhisi klinik bir teşhistir. Doktorunuz epilepsiyi hikaye, fiziksel muayene, EEG ve beyin görüntüleme çalışmalarına bağlı olarak teşhis edecektir.
EEG elektriksel beyin dalgalarını ölçen en fazla 1 saat süren bir testtir. Baş kısmına, saç derisine ve kulak memesine bağlanan kablolar beynin elektrik dalgalarını bağlı olduğu bilgisayarda gösterir.
-Hastalık süreci ve tedavi
İyi huylu epilepsinin bile en az 4 yıllık bir tedavi süreci vardır. Yani kötü huylu daha çok yetişkinlerde görülen epilepsiler çok uzun bir tedavi sürecinde olur. Bu süreçte bir kaç aylık belirli aralıklarla EEG yapılır. Kişinin epilepsisine göre doktor tarafından bir ilaç seçilir ve kişinin hastalığının gidişatına göre zaman zaman bu ilacın dozunda artma veya azalmalar yapılabilir.
-Epilepsi hastalığı ruh sağlığını veya akıl sağlığını olumsuz yönde etkileyen, zeka geriliğine yol açan bir hastalık değildir. Bazı hastalarda ise tam tersi şekilde fazla zeka görülebilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
